İstanbul Boğazı’nda Bir Sabah: Kandilli’den Beylerbeyi’ne
“Suyun bir damlası olarak akıp gitmek…”
16 Ağustos 2026 – İstanbul Boğazı
Sabah saat 05.00…
İstanbul henüz uykudayken güne başladım.
Bugün, sevgili Salih Göktebin Kaptan’ın Open Water Family Grubu ile İstanbul Boğazı’nın en güzel ve en özel parkurlarından birinde yüzeceğiz:
Kandilli – Beylerbeyi.
Bu sadece bir yüzme değildi.
Boğaz’ın akıntısını okuyacağımız, doğayla bütünleşeceğimiz, birbirimize güveneceğimiz ve en önemlisi, güvenliğin her şeyin önünde olduğu bir açık su yüzmesiydi.
Parkurun su içindeki rehberliğini sevgili İskender Karadağ, kara güvenliğini ise sevgili Salih Göktebin ve Fotoğraf ve Röportaj Erdeniz Saraç üstlenmişti.
Bu nedenle kendimi hem heyecanlı hem de güvende hissediyordum.
Kandilli İskelesi’nde buluşma
Günün ilk ışıklarıyla Kandilli İskelesi'ne ulaştığımızda grubumuz yavaş yavaş tamamlanmaya başladı.
Her zamanki gibi önce dostluk, sonra yüzme…
Geleneksel grup fotoğrafımızı çektirdik.
Ardından gözlerimiz Boğaz’a çevrildi.
Hemen yakınımızda, İstanbul Boğazı yarışlarında çevresine yaklaşılmaması özellikle belirtilen, çoklu girdaplarıyla meşhur Kandilli Burnu vardı.
Bugünkü başlangıç noktamız da burnu dikine dönerek ilerleyebileceğimiz şekilde seçilmişti.
Artık sıra sudaydı.
Günün ilk saatlerinde bir araya gelen Open Water Family… Fotoğrafın arkasında ise bizi birazdan içine alacak olan İstanbul Boğazı.
“Oooo… Su bana sıcak geldi!”
Son günlerde yaşadığımız fırtınanın ve serin havanın etkisiyle suyu yaklaşık 19–20 derece bekliyordum.
Üstelik poyraz vardı.
Havanın serinliği ve rüzgâr nedeniyle kendimi daha soğuk bir suya hazırlamıştım.
Fakat suya atladığım anda ilk düşüncem şu oldu:
“Oooo… Su bana sıcak geldi!”
Boğaz’ın yüzeyi ise inanılmazdı.
Neredeyse çarşaf gibiydi.
Sabahın ilk ışıkları suyun üzerine düşüyor, İstanbul henüz tamamen uyanmamışken biz Boğaz’ın ortasında ilerliyorduk.
İstanbul Boğazı bazen insana sadece bir su yolu olmadığını hatırlatıyor.
O, yaşayan bir varlık !…
Boğaz’da yüzmek: Sadece kulaç atmak değil
Kısa süre sonra İskender’in uyarıları gelmeye başladı.
Boğaz’ın o sakin görünen yüzeyinde bulunan “aynalar”dan uzak durmamız gerekiyordu.
Uzaktan bakıldığında suyun yüzeyi sakin ve davetkâr görünüyordu.
Ama biz biliyorduk ki açık suda görüntü her zaman gerçeği anlatmaz.
İskender, grubun arka tarafının bu bölgelere yaklaşmaya başladığını görünce onların yönlendirilmesi için o tarafa doğru yüzdü.
Kuleli önlerinden geçerken kara güvenlik ekibimizden sevgili Salih ve Erdeniz de bizi takip ediyordu.
İskender ile Salih arasındaki telefon koordinasyonu devam ediyordu.
Ben ise sevgili Meryem ile birlikte ilerliyordum.
Meryem, açık suların deneyimli yüzücülerinden biri.
Birlikte suyun yüzeyini gözlemleyerek çırpıntılı bölgelere doğru ilerlemeye başladık.
Çünkü Boğaz’da yüzmek sadece kulaç atmak değildir.
Akıntıyı okumaktır.
Suyun hızını hissetmektir.
Çırpıntının yönünü gözlemlemektir.
Girdapları fark etmektir.
Ve gerektiğinde kendi planından vazgeçip kılavuzun yönlendirmesine uymaktır.
Bir süre sonra kendi kendime konuşmaya başladım.
“Mehmet… İstanbul Boğazı’ndasın. Sakin ol.”
Bu muhteşemliği içinden yaşa.
Deryanın ortasındasın.
Tepelerin ardından yükselen güneşin ışık hüzmelerine bak.
Ve düşün…
Yaradan sana bu güzellikleri suyun içinden, adeta onun bir parçasıymışsın gibi gözlemleme imkânı veriyorsa, sakın kendini bu güzelliklerden üstün görme.
Çünkü kulaç dahi atmasan…
O kütlenin içinde bir damla olarak akıp gidiyorsun.
O anda yüzmek benim için bir spor olmaktan çıktı.
Bir farkındalığa dönüştü.
Hedefimiz belliydi:
Karaya çıkacağımız noktayı kaçırmamak.
Ama hedefe ulaşmak için doğrudan gitmek her zaman doğru değildi.
Aynalardan, girdaplardan ve güçlü akıntı bölgelerinden kaçınmak gerekiyordu.
Deniz yüzeyini okuyacak, akıntının hızını hissedecek, çırpıntılı alanları gözlemleyecek ve parkurumuzu buna göre belirleyecektik.
Ve bütün bunların üzerinde bir kural vardı:
Kılavuza uyacaktık.
Çünkü açık suda tecrübe çok değerlidir ama ekip güvenliği her şeyin üzerindedir.
Boğaz’ın sürprizi: Balık sürüsünün içinde
Beylerbeyi Sarayı'nın yanındaki çıkış bölgesine yaklaşırken Boğaz bize bir başka sürpriz yaptı.
Bir anda kendimizi yoğun bir balık sürüsünün içinde bulduk!
Sonradan öğrendim ki palamutlar istavritlere saldırıyormuş.
Bir an için yüzme parkurunun içinde değil de büyük bir doğa belgeselinin içinde olduğumu hissettim.
Balıklar etrafımızdan geçiyor…
Boğaz’ın suyu hareketleniyor…
İstanbul’un tepelerinden yükselen sabah ışığı suya vuruyor…
Ve ben yalnızca şunu düşünebiliyorum:
“Allah'ım, bu ne güzellik!”
İstanbul Boğazı'nın içinde, suyun içinde, o yaşamın bir parçası olmak…
Bunu kelimelerle anlatmak gerçekten zor.
Beylerbeyi’ne doğru son kulaçlar
Parkurun son bölümüne geldiğimizde artık hedef görünüyordu.
Kandilli’den başlayan yolculuğumuz bizi Beylerbeyi’ne taşımıştı.
Her kulaçta geride kalan İstanbul’u düşünüyordum.
Boğaz’ın iki yakası…
Tepelerin ardından yükselen güneş…
Akıntının gücü…
Denizin üzerinde değişen yüzey…
Ve yanımızda bize güven veren insanlar…
Sonunda güvenli şekilde sudan çıktık.
Bir kez daha İstanbul Boğazı bize hem güzelliğini hem de gücünü göstermiş ve bizi güvenle yüzmek için kabul etmişti.
Bugün bir parkuru daha tamamladık.
Ama benim için geride kalan yalnızca bir yüzme mesafesi değil.
Dostluk vardı.
Dayanışma vardı.
Güvenlik vardı.
Doğaya saygı vardı.
Ve en önemlisi, insanın kendisini doğanın karşısında ne kadar küçük ama aynı zamanda ne kadar şanslı olduğunu hatırladığı anlar vardı.
Boğaz bana bir kez daha şunu öğretti:
Biz suyu yenmiyoruz.
Suyla birlikte ilerliyoruz.
Akıntıya karşı kibirlenmiyoruz.
Onu anlamaya çalışıyoruz.
Ve bazen en iyi yüzme, daha çok kulaç atmak değil; doğru zamanda doğru yöne gitmektir.
Teşekkürler…
Bu güzel ve güvenli etkinliği organize eden sevgili Salih Göktebin Kaptan’a,
Boğaz boyunca bizlere kılavuzluk eden sevgili İskender Karadağ’a,Fotoğraflarıyla bu güzel anları anılarımıza dönüştüren Erdeniz Saraç'a
Ve bu güzel sabahı birlikte paylaşan Başta Sevgili Hasan Eke olmak üzere tüm Open Water Family arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız.
İyi ki aynı suda buluşuyoruz.
İyi ki bu güzellikleri birlikte yaşıyoruz.
Mehmet YÜCEBİLGİÇ
16 Ağustos 2026
İstanbul Boğazı – Kandilli → Beylerbeyi